HUKUKİ İŞLEMLERİN GEÇERSİZLİĞİ VE NİSPİ ETKİSİZLİK

GİRİŞ

Doktrinde genel olarak “hukuki bir sonuç meydana getirmeye yönelmiş olan irade açıklaması veya açıklamaları ” olarak tanımlanan hukuki işlemlerin sağlıklı olarak meydana gelmeleri ve hukuki sonuç doğurabilmeleri, kanun koyucu tarafından kimi şartları bünyelerinde barındırıyor olmalarına bağlanmıştır. Başka bir ifadeyle kişilerin bilinçli davranışlarıyla dış âlemde hukuki sonuçlar doğurmalarını amaçlayarak açıkladıkları iradelere “hukuki işlem” denilmektedir ki, bunların geçerlilikleri kanun tarafından öngörülmüş kimi unsurların varlığına bağlıdır. Hukuki işlemlerin varlığını yahut geçerliliğini etkileyen bu unsurlar “kurucu unsurlar”, “geçerlilik unsurları” ve “etkinlik unsurları” olmak üzere üç grupta toplanır ve anılan unsurların tümü hukuki işlemlerin yöneldiği hukuki sonucun sağlıklı bir şekilde meydana gelebilmesini amaçlar. Bu unsurlardan birinin yahut birkaçının bulunmaması durumunda söz konusu hukuki işlem, yöneldiği hukuki sonucu doğurabilme gücünden yoksun kalacağı için onun “geçersizliğinden bahsedilir . Ancak geçersizliğin derecesi ve türü, hangi gruptaki unsurun veya unsurların bulunup bulunmadığına göre farklılık arz eder. Zira hukuki işlemlerin geçersizliği, geçersizliğin türüne ve ağırlığına göre derece derecedir . Hukuki işlem ya hiç doğmamıştır yahut işlem, hukuki işlemlerin doğması (kurulması) için gereken temel kurucu unsur olan “hukuki sonuca yönelmiş irade açıklaması ” unsurunun varlığına rağmen diğer bazı unsurların mevcut olmaması sebebiyle bozuk yani “geçersiz” doğmuştur . Bu bağlamda geçersizlik, bir hukuki işlemin ya hiç doğmamış (kurulmamış) olmasını ya baştan itibaren geçersiz kurulmuş olmasını veya geçerli hale gelebilmesinin belirli şartlara tabi olmasını yahut şartları dâhilinde geçersiz kılınabilmesini ifade eden bir hukuki müessesedir.

HUKUKİ İŞLEM NEDİR

Hukuki işlemler, kişilerin hukuki sonuç doğurmaya yönelik irade açıklamalarıdır. Daha geniş bir ifadeyle, hukuki işlemler, bir veya birden fazla kişinin, hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içinde hukuki sonuç doğurmaya yönelik irade açıklamalarıdır. Hukuki işlem kavramı, hukuki eylem kavramından farklıdır. Hukuki işlemin üç unsuru vardır bunlar; Kurucu Unsurlar, Geçerlik Unsurları, Etkinlik Unsurları’dır.

A. Hukuki İşlemin Kurucu Unsurları

Hukuki işlemin iki kurucu unsuru vardır. Bunlar, irade açıklaması ve iradenin yönelmiş olduğu hukuki sonuçtur.

(1) İrade Açıklaması:

İrade açıklaması, bir kişinin bir hakkı veya bir hukuki ilişkiyi kurma, değiştirme veya ortadan kaldırmaya yönelik iradesini dış dünyaya açıklaması veya bildirmesidir. İrade açıklaması, açık (sarih) olabileceği gibi, üstü kapalı (zımni) da olabilir. Bir kimse iradesini, şüpheye mahal vermeyecek bir biçimde sözle, yazıyla yahut bir hareketle açıklarsa açık irade beyanında söz edilir. Buna karşılık, irade beyanı kişinin hareket tarzından, genel davranışından çıkarılabiliyorsa kapalı (zımni) irade beyanından bahsedilir. Örneğin, sipariş vermediği halde kendisine gelen kitabı açıp okuyan, önemli yerlerini çizen kişinin bu davranışı kitabı kabul ettiği anlamına gelir.

(2) İradenin Yönelmiş Olduğu Hukuki Sonuç:

İrade beyanı sözlü olabileceği gibi yazılı da olabilir. Diğer bir deyişle, hukuki bir sonuca yönelmiş olan irade beyanının sonuç doğurabilmesi için onun belli bir şekle bürünmüş olması kural olarak şart değildir. Ancak, bazı hukuki işlemlerin sonuç doğurabilmesi için irade açıklamasının belli şekillerde yapılması gerekir. Örneğin, taşınmaz satımına ilişkin irade beyanının resmi şekilde tespit edilmiş olması gerekir.

B. Hukuki İşlemin Geçerlilik Unsurları

Hukuki işlemler iradenin açıklanması ve bu iradenin belli bir hukuki sonuca yönelmesi ile kurulmuş olur. Ancak bu şartların gerçekleşmesi hukuki işlemin kurulması için yeterli ise de onun geçerliliği için yeterli değildir. 1.Her şeyden önce hukuki işlem yapan kimsenin hukuki işlem yapabilme ehliyetine sahip olması gerekir. 2. İkinci olarak, hukuki işlem, hukuk düzeninin emredici hükümlerine aykırı olmaması gerekmektedir. 3. Hukuka, ahlaka aykırı bir sonuca yönelen, kişilik haklarına aykırı olan, imkânsız bir edimi içeren ve muvazaalı olan işlemler de geçerli değildir (MK. m. 23, Bk. m. 18, 19, 20). Bununla birlikte, irade beyanının hata, hile ve tehdit ile sakatlandığı durumlarda hukuki işlem iptal edilebilir (Bk. m. 23, 28, 29)

C. Hukuki İşlemin Etkinlik Unsurları

Hukuki işlemin etkinlik unsurları, hukuki işlemlerin kuruluşuyla ilgili olmayıp, hukuki işlemin sonuç doğurması için gerekli olan şart ve unsurlardır. Bu unsurlara örnek olarak kanunî temsilcinin icazet vermesi gösterilebilir. TMK m. 451’e göre, küçük veya kısıtlının yaptığı işlem, kanunî mümessili izin verinceye kadar askıdadır. İcazet verirse hüküm ve sonuçlarını doğurur. Aksi takdirde hüküm ve sonuç doğurmaz. Aynı şekilde ölüme bağlı tasarrufların hüküm ve sonuç doğurabilmesi ölüm olayının gerçekleşmesine bağlıdır.

HUKUKİ İŞLEMLERDE GEÇERSİZLİK TÜRLERİ

Hukuki işlemlerde geçersizlik türleri; Yokluk, Butlan, İptal Edilebilirlik, Noksanlık, Kısmi Hükümsüzlük ve Nispi Etkisizlik’dir. Hukuki işlemin unsurlarıyla birlikte, Nispi etkisizlik dışında olan geçersizlik hallerine de kısaca değinmek gerekmektedir. Geçersizlik hallerini tanımlayarak Nispi Etkisizliğin geçersizlik halleri kapsamında ki konumunu da rahatça anlatabilmiş olacağız. Zira Nispi Etkisizlikte diğer hallere göre bakılacak olursa aslında işlem itibariyle bir geçersizlik durumunun olmadığı da görülecektir.

1. YOKLUK

Sözleşmenin kurucu unsurlarının bulunmaması durumudur. Her zaman ve ilgili herkes tarafından ileri sürülebilir, uyuşmalıklarda hakim tarafından re’sen dikkate alınır. Belli bir makamın izin ya da icazetiyle veya belli bir zamanın geçmesiyle geçerli hâle gelmez. İleri sürmek için dava açılmasına gerek de yoktur zira yokluk halinde işlem zaten doğmamıştır.

2. BUTLAN (KESİN HÜKÜMSÜZLÜK, GEÇERSİZLİK)

Sözleşmenin kurucu unsurları vardır. Ancak, geçerlilik şartlarından biri bulunmamaktadır. Baştan itibaren ve kendiliğinden (ipso iure) geçersizdir. Edim ifa edilse de her zaman ve ilgili herkes tarafından ileri sürülebilir. Sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşmelerde ileriye etkili geçersizdir. Uyuşmazlıkta hâkim tarafından re’sen dikkate alınır. Zamanın geçmesi ya da edimlerin ifasıyla geçerli hâle gelmez.

3. İPTAL EDİLEBİLİRLİK

Düzelebilir Hükümsüzlük Nelerdir

Yanılma (Hata), Aldatma (Hile), Korkutma (İkrah) ‘dır. İşlem baştan itibaren kişiyi bağlamaz; Ancak, süresi içerisinde iptal edilmezse baştan itibaren geçerli hâle gelir.

b. Bozulabilir Geçerlilik (Muteberlik) Nelerdir

Aşırı Yararlanma (Gabin)’dir. İşlem geçerlidir ve baştan itibaren kişiyi bağlar; Süresi içerisinde iptal edilirse baştan itibaren geçersiz hâle gelir. İptal hakkı kullanılmadıkça hâkim iptal hakkının varlığını (örneğin esaslı hataya düşüldüğünü) re’sen dikkate alamaz. İptal hakkını kullanma bozucu yenilik doğuran hak kullanımıdır. Geçersizlikten farklı olarak iptal edilebilen hukukî işlemler; - Onamayla (icazet) baştan itibaren geçerli hâle gelebilir. - Süresi içinde iptal hakkı kullanılmamışsa sözleşme yine onanmış sayılır (icazet faraziyesi) - Sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşmelerde iptal, ileriye etkilidir.

4. NOKSANLIK

Kurucu unsurları bulunan hukukî işlemin hüküm ifade etmesi bakımından bir ve ya birkaç unsurla tamamlanması gerekiyorsa, işlem noksandır. Noksanlık giderilirse hukukî işlem baştan itibaren tamamen geçerli hâle gelir . Noksanlık giderilemezse hukukî işlem baştan itibaren kesin hükümsüz, geçersiz hâle gelir.

5. KISMİ HÜKÜMSÜZLÜK

Bir hukuki işlemin belirli bir kısmını geçersiz sayıp, geriye kalan kısmını geçerli kabul etmedir. Ancak, tarafların farazi iradesinden, bu şart olmaksızın o sözleşmenin hiç yapılmayacağı anlaşılırsa, sözleşme tamamen geçersiz olur (BK m. 27/II)

6. NİSPİ ETKİSİZLİK

Nispi etkisizlikte hukuki işlem vardır, bu işlemin geçersizliğine ilişkin tartışma söz konusu da değildir. Yani işlemin kurucu unsurları, geçerlilik unsuru ve etkinlik unsuru da vardır. Burada hukuki işlem tüm unsurlarıyla tam olmasına rağmen, hukuki işlem bazı kişilere karşı bazı sebeplerden ileri sürülememektedir. Yukarıda hukuki işlemlerin hangi hallerde geçersiz olduğunu ve geçerli hale gelebilme durumlarını kısaca özetledik. Konumuz olan Nispi Etkisizlik de bu hallerin hiç biri bulunmamaktadır. Yani yokluk halindeki gibi, taraf iradelerinde sakatlık, butlanda ki gibi geçerlilik şartlarında eksiklik, iptal edilebilirlikte ki gibi irade sakatlık halleri, noksanlıkta ki gibi eksik unsur veya kısmi hükümsüzlükte ki gibi işlemin kısmi olarak geçersizliği de söz konusu değildir. Ancak; bazı durumlarda tüm unsurlarıyla geçerli olan tasarruf işlemi ile meydana gelen değişikliğin bazı sebeplerden, bazı kişilere karşı ileri sürülememesi durumu söz konusu olur. Bu durum sınırlı hallerde söz konusu olup, kanunda da bu haller düzenlenmiş ve farklı bir sonuca bağlanmıştır. Geçerli bir işlemin 3. kişilere etkili olmamasını ‘nispi etkisizlik’ olarak isimlendiriyoruz. İşlemin geçerli olmasına karşı; 3. bir şahsın korunması amacıyla o kişiye karşı göreceli olarak geçersiz sayılmaktadır. Bu durum Medeni kanunun ‘iyiniyetli 3. kişiyi koruma’ amacı gütmesinin bir uzantısıdır. Zira kanun dürüstlük kuralı çerçevesinde iyiniyeti korumaktadır. Aksini ispat karşı tarafa bırakılmıştır. ( Mk madde 3. Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz )

a. Tasarruf işleminde meydana gelen bazı değişiklikler;

Tasarruf işlemi, malvarlığında yer alan bir hakkı etkilemesi nedeniyle günlük hayatta belki de en sık karşılaşılan hukukî işlem türlerinden biridir. Taşınmaz veya taşınır mülkiyetinin devri, taşınmaz mülkiyetinin irtifak hakkıyla veya ipotekle sınırlanması, taşınmaz veya taşınır mülkiyetinden feragat edilmesi; alacak hakkının devri, alacak hakkının ibra konusu olması gibi işlemler sık karşılaşılan tasarruf işlemi örnekleridir. Nitekim tasarruf işlemiyle ilgili bu teorik çalışmanın yapılmasının amacı, tasarruf işlemi niteliğindeki işlemlerin tasarruf işlemi niteliklerine bağlanan sonuçlarının tespit edilmesidir. Nitekim konumuz olan Hukuki işlemler de nispi etkisizlik de tasarruf işlemindeki değişikliklerin meydana gelmesi sonucunda söz konusu olabilmektedir. Tasarruf işleminde meydana gelen değişiklikler ise tekrardan yeni bir işlemi gerçekleşmesi durumudur. Yani alacak hakkı üzerinden örnek verecek olursak devredilmiş alacak hakkının tekrardan devredilmesi veya ibrası hali gibi işlemlerin söz konusu olması durumudur. Mesela alacak hakkının devri halinde veya ibrası halinde; borçlu ile asıl alacaklı arasında yapılan sözleşmeden bağımsız taraflardan biriyle başka bir sözleşme yapan 3. Kişinin, yapmış olduğu sözleşmenin edimlerini yerine getirmesi halinde iyiniyetinin korunması hali söz konusu olacaktır.

b. İşlemde meydana gelen değişiklerin kimlere karşı ileri sürülemiyor olması;

Medeni kanun; iyiniyet kapsamında olan 3. Kişileri koruma amacı gütmektedir. Nitekim bu hususa ilişkin tapuya güven ilkesi olarak da bilinen tapu kütüğüne güvenilerek yapılmış 3. Kişilere ait tüm işlemleri de korumaktadır. “Madde 1023'e göre, tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.” Denmektedir. Tıpkı Madde 1023 de tapuya güven ilkesi gereğince korunan iyiniyetli 3. Kişiler korunduğu gibi, tarafı olduğu sözleşme gereğince edimlerini yerine getiren iyiniyetli 3. Kişilerde korunmaktadır. Bu durum aynı zamanda toplumun hukuki düzeninin ve ticari hayatında işlemesi için kaçınılmaz bir gerekliliktir. Aksi halde; edimini yerine getirmekle mükellef olan her kimsenin bu edimi yerine getirmesi güç bir hale gelecektir ki bu durum ticari hayatta olduğu, hukuk düzeninde de bir çok olumsuzluğa ve probleme temel hazırlayacaktır. Nispi etkisizlik olarak adlandırdığımız bu geçersizlik halinin temel amacı; korunması gereken iyi niyetli 3. kişilerin konumunun, işlemde bulunan hak sahibinin tasarrufları ile sarsılmasını engellemektir. Hukuk hayatında doğmuş olan bir hukuki işlem, sakatlık ve eksikliklere rağmen ilgili taraflar için hüküm doğurur. Bu duruma ilişkin hallere değinmiştik. Ancak tarafların arasında hüküm doğuran bir ilişkinin geçerliliği Nispi Etkisizlik halinde üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Bunun sebebi 3. Kişinin bu işlemden haberinin olmaması ve 3. Kişiye atfedilecek bir eylemi veyahut eylemsizliğinin olmamasıdır.

C. Kanunlara Nispi Etkisizlik hali kapsamına konu olan maddeler ve Yargıtay İçtihatları;

- Üçüncü kişilere zarar verme ya da rehin hükümlerini ihlal etme amaçlı “hükmen teslim”in iç ilişkide hüküm ifade etmesi, üçüncü kişiye ileri sürülememesi (TMK m. 766/I). Medeni Kanun 766’da bahsedilen madde kapsamını inceleyecek olursak; burada taraflar arasında yapılmış olan işlemin geçerliliğini sakatlayacak herhangi bir usuli unsurun eksikliğinin söz konusu olmadığı da görülecektir. Ancak kanun koyucu taraflar arasında yapılan bir işlemin 3. Kişinin haberi olmaksızın onun aleyhine olan eylemin varlığı halinde 3. Kişiyi korumuş ve işlemi 3. Kişi için geçersiz kabul etmiştir. Söz konusu madde kapsamında yapılan inançlı işlemler; Gizlemek amacıyla yapılan inançlı işlemler, Alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla yapılan inançlı işlemler, Kanunların bazı hükümlerinden kaçınmak amacıyla yapılan inançlı işlemler olarak adlandırılmaktadır. Bir taşınırın mülkiyetini nakleden kimse özel bir hukuki ilişkiye dayanarak o şeyin zilyetliğini korursa, mülkiyet teslimsiz geçmiş olur. Ancak, bu işlem üçüncü kişileri zarara sokmak veya taşınır rehni kurallarından kurtulmak için yapılmışsa, mülkiyetin nakli sonuç doğurmaz. Böyle bir amaç güdülüp güdülmediğini hakim takdir eder.” Bu durumun tespiti ise hakim kararına bırakılmıştır. Yargıtay da; “Sözleşmelerin yorumlanmasında kullanılan deyim ve adlara bakılmayarak, tarafların gerçek ve müşterek amaçlarını aramak gerekir” diyerek bu yönde kararlar vermektedir. (1.HD, 28.05.2013 T., 2013/5272 E., 2013/8686 ve 14.HD, 18.5.1982 T., E.2485, K.3186.) - Alacağın devrinden haberi olmayan iyiniyetli borçlunun devreden önceki alacaklıya ifa ile borcundan kurtulması, devrin taraflar arasında hüküm ifade etmesi, fakat borçluya ileri sürülememesi (TBK m. 186). “ Devrin hükümleri ( TBK M.186) 1. Borçlunun Durumu 1. İyiniyetle yapılan ifa borçlu, alacağın devredildiği, devreden veya devralan tarafından kendisine bildirilmemişse, önceki alacaklıya; alacak birkaç kez devredilmişse, son devralan yerine önceki devralanlardan birine iyiniyetle ifada bulunarak borcundan kurtulur.” Bu madde kapsamında bir çok yargı kararı olmakla birlikte baylaşmış olacağımız Yargıtay 11.Hukuk Dairesi 2010/14998 Esas 2010/13106 Karar İçtihat’ında ise; “Temlik akdi yapılır yapılmaz alacak temlik alana geçer ve artık borçlu temlikin kendisine bildirilmesinden önce iyi niyetle yaptığı ödemeler dışında temellük alana ödeme yapmaksızın borcundan kurtulamaz. Temlikin ilgili bu hükümleri gereği, borçlunun temellük alana dğil de temlik edene yapmış olduğu ödeme nedeniyle borcundan kurtulamayacağı sonucuna varılmakla birlikte, aynı sonuca MK. 2. Maddesi uyarınca ulaşılması da mümkündür. Somut olayda, dava dışı A--------- İnşaat Ltd. Şti.’nin ( Temlik Eden) davalı borçludan olan alacağını temlik alan davacı bankanın, bu temlik işlemini davalı borçlu firmaya bildirdiği sabittir. Alacağın temlik edildiğinden haberdar olan davalı borçlunun, bu temlik işlemine karşı sessiz kalarak dava dışı A--------- İnşaat Ltd. Şti.’ne ödemeler yapması, akabinden de her zaman düzenlenmesi mümkün olabilen adi yazıla bila tarihli sözleşmye dayanarak temlikin geçerliliğinin kendisinin yazılı muvafakatına bağlı olduğunu ileri sürmesi, MK 2. Maddesine aykırılık teşkil eder. Bu nedenle, davalının dava dışı temlik eden A--------- İnşaat Ltd. Şti.’ne yaptığı ödemelerin borcu sona erdirdiğinden bahsedilemeyeceğinden, davanın kabulü gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi bahsedilemeyeceğinden, davanın kabul, gerekirken reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.” Şeklinde karar vermiştir. - Alacaklı alacak hakkını üçüncü bir kişiye devretmesi halinde borçlunun rızasını alması gerekmez, ancak temlik işleminin borçluya karşı hüküm doğurması için ona haber verilmesi şarttır, aksi taktirde iyiniyetli borçlunun alacaklıya yaptığı ödeme geçerlidir ve borçlu borcundan kurtulur. “BK. Madde 165 c. Borçluların bireysel davranışı Kanun veya sözleşme ile aksi belirlenmedikçe, borçlulardan biri kendi davranışıyla diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz.” Nisbî etkisizlik kavramına örnek olarak alacağın temlikinin borçluya bildirilmemiş olması halinde temlik işleminin, temlikten haberi olmayan iyiniyetli borçluya etki etmemesi gösterilebilir (BK.m.165). Zira alacaklı borçludan izin almasına gerek olmaksızın alacağını geçerli olarak bir başkasına devredebilir. Ancak bu temlik işleminin, geçerli olduğu halde borçluya karşı etkili olabilmesi için borçluya bildirilmesi gerekir. Aksi takdirde borçlunun iyiniyetli eski alacaklıya yaptığı ifa onu borcundan kurtarır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2010/118 E., 2010/148 K., 17.03.2010T. sayılı kararında; “ALACAĞIN TEMLİKİ, ALACAKLI İLE ONU DEVİR ALAN ÜÇÜNCÜ ŞAHIS ARASINDA BORÇLUNUN RIZASINA İHTİYAÇ OLMAKSIZIN YAPILABİLEN, ŞEKLE BAĞLI TASARRUFİ BİR MUAMELE VEYA KANUN YADA KAZAİ KARARLA GERÇEKLEŞEN BİR DEVİRDİR. KANUN VEYA AKİT İLE VEYA İŞİN NİTELİĞİ İCABI OLARAK MENEDİLMİŞ OLMADIKÇA, ALACAĞIN TEMLİKİ BORÇLUNUN RIZASINA BAĞLI DEĞİLDİR. YİNE, BK’NUN 165. MADDESİ HÜKMÜ GEREĞİNCE, TEMLİK BORÇLUYA İHBAR EDİLMEZ İSE, BORÇLUNUN İYİNETLE YAPTIĞI ÖDEMELER GEÇERLİDİR VE BORÇLU BU ÖDEME İLE BORCUNDAN KURTULUR.” Demiş ve bu yönde karar vermiştir. - İcra İflas Kanunda belirtilmiş olan haller ve Yargıtay İçtihatları; İİK.m.191 uyarınca müflisin iflâs masasına giren malları üzerindeki tasarruflarının onun alacaklılarına karşı ileri sürülememesi veya yine İİK.’nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen, belirli şartları taşıyan alacaklıların, borçlunun başkalarıyla yaptığı tasarruf işlemlerinin kendileri yönünden geçersiz sayılması yönünde açtıkları dâvanın kabul edilmesi halinde anılan tasarruf işlemlerinin söz konusu alacaklılara karşı ileri sürülememesi gibi durumlar “nisbî etkisizlik” kavramına örnek teşkil etmektedir. - “Müflisin tasarrufa ehliyetsizliği ve poliçe ödenmesi hükümleri: İKK. Madde 191 – Borçlunun iflas açıldıktan sonra masaya ait mallar üzerinde her türlü tasarrufu alacaklılara karşı hükümsüzdür. İflas açılmadan evvel borçlu tarafından imza edilmiş emre muharrer bir senet veya üzerine keşide olunmuş bir poliçe iflasın ilanından evvel vadesinde müflis tarafından ödenmiş olursa iflastan haberdar olmıyan ve ödemenin reddi halinde üçüncü bir şahsa rücu hakkını kullanabilecek vaziyette bulunan hamilden ödenen meblağ geri alınamaz.” Şeklinde düzenlenmiştir. Madde 191’in uygulamasına ilişkin Yargıtay kararlarına göz atacak olursak; “ Gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri tam iki tarafa borç yükleyen ve alacaklısına kişisel hak sağlayan sözleşmelerdendir. Gerçekten vaad alacaklısı sözleşme koşullarına uymayan devir borçlusundan mülkiyet devrini açacağı davada talep edebilir. Ancak bunun için ortada yeterli ve geçerli satış vaadi sözleşmesi bulunmalıdır. Somut olayda; taraflar arasındaki gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin noterde 05.02.1998 tarihinde düzenlendiği, borçlu şirket temsilcisi olarak İ’nin satış vaadinde bulunduğu görülmektedir. Ne var ki bu tarihten önce, Eskişehir Asliye 1. Hukuk Mahkemesi’nin 19.07.1990 tarih 1990/298-710 sayılı kararı ile vaad borçlusu K. Sanayii ve Limited Şirketinin iflasına karar verilmiş, şirket hakkındaki bu iflas kararı yine aynı yer mahkemesince 19.11.1998 tarihinde kaldırılmıştır. Görülüyor ki, tasarrufi işlem iflastan sonra ve ancak iflasın kaldırılmasından önceki bir dönemde yapılmıştır. İflasın borçlu ( müflis ) bakımından sonuçlarını düzenleyen İcra İflas Kanunu’nun 184. maddesi uyarınca iflasın açıldığı anda müflisin haczedilebilen bütün mal alacak ve hakları kendiliğinden iflas masasına girer. Burada, borçlunun haczedilebilen bütün malları iflasın açılmasıyla bir bakıma “özel mamelek” haline gelmektedir. Borçlu ise artık masaya giren bu mallar üzerinde tasarrufta bulunamaz. Masanın idaresi de iflas organlarına aittir. İcra İflas Kanunu’nun 191. maddesince, müflisin tasarrufa ehliyetsiz olduğu bir dönemde yaptığı sözleşmeye dayanılarak icrası istenemeyeceğinden ve satış vaadine iflas döneminde masanın iflasın kalkmasından sonra davalı şirketin icazet verdiği iddia ve ispat edilmediğinden, mahkemece, davanın açıklanan bu nedenlerle reddi gerekir.” YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ E. 2004/4984, K. 2004/7328, T.21.10.2004 SONUÇ Bir ifadeyle geçersizlik, varlığı ve geçerliliği için kanunun gerekli gördüğü unsurları bünyesinde barındırmayan bir hukuki işlemin durumu olarak tanımlanabilir . Nitekim kendisinden beklenen hukuki sonuçları doğurabilmesi için hem kurucu hem de geçerlilik unsurlarını haiz olması gereken bir hukuki işlemde bu unsurlardan herhangi birinin bulunmaması, söz konusu eksikliğin ağırlığına göre işlemin geçersizliğine yol açacaktır. Kimi durumlarda ise bir hukuki işlem, tarafları arasında geçerli sayıldığı halde, tarafları dışında kalan bazı kişilere karşı ileri sürülemez . Başka bir ifadeyle yapılan işlem, tarafları açısından geçerli kabul edildiği halde başkaları açısından geçerli kabul edilmez. İşte bu durum “nisbî etkisizlik” olarak adlandırılır. Bu açıdan nisbî etkisizlikte işlem genel olarak geçerli sayılırken, özel olarak korunması amaçlanan belirli bir kişiye (veya kişilere) karşı göreceli olarak etkili sayılmaması söz konusudur . Nisbî etkisizlik kavramının ihdas edilme amacının, korunması amaçlanan üçüncü kişinin konumunun işlemde bulunan hak sahibinin tasarrufları ile sarsılmamasının sağlanması olduğu ifade edilmektedir.